Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan adına Kudüs’te açılan bir imarethane var ki, hikayesi beni hep çok etkilemiştir.
Bu imarethane, Haseki Sultan İmarethanesi veya et-Takiye olarak bilinir. Kudüs’ün eski kent alanı içinde, Akabetü’t Takiye sokağı ile el-Vad sokaklarının köşesindedir. (“Akabet” “Yokuş”, “Takiye” ise “Darülaceze” anlamına gelir.)
1550’li yıllardan itibaren hizmete giren imarethane, Kudüs’ün sosyal hayatına damga vurmuş en önemli eserlerden biridir. 1550 ile 1950 arası faaliyette bulunan imarethane, 400 yıl kadar Kudüs insanına hizmet vermiştir.
Kudüs’e dair yayınlanan pek çok hatıratta İmarethane’nin toplum içindeki yerine vurgu yapan ifadelerle karşılaşmak mümkündür. Haseki Sultan imarethanesi, Kudüs halkını kucaklamış, birleştirici olmuş ve anılarda hep sevgiyle anılagelmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, ne at sırtında kılıç sallayarak, ne de Harem’de zevk-i sefa ederek dünya imparatorluğu olmuştur. Osmanlı, devlet büyüklerinin yönetim felsefelerinin ve detaylarda gizli politik zekalarının bir sonucu olarak dünya imparatorluğu haline gelebilmiştir.En basitinden, bu yönetim sanatının toplumsal hayatta algılanışıyla ilgili iki basit örnek vermek istiyorum:
Bunlardan birincisi, bizzat yazımıza konu olan Haseki Sultan İmarethanesi ile ilgili. Osmanlı, bu İmarethane’yi açarken, İmarethane’nin toplumun her kesimine eşit hizmet vermesini temsilen, İmarethaneyi Kudüs’teki İslam, Hıristiyan ve Yahudilerce kutsal sayılan üç noktaya da eşit uzaklıktaki bir yerde açmıştır. Bu sayededir ki, İmarethane, 1917’deki Kudüs’ün İngiliz İşgali sonrasında ve hatta İsrail Devleti’nin kuruluşuna denk gelen 1948 yılı sonrasında bile 1954 yılına kadar Birleşmiş Milletler tarafından aynı amaçla kullanılmıştır.
İkinci örneği de yine Kudüs’ten vereceğiz: Kudüs’ün eski kent alanı’na giriş yapılan kapılardan biri olan Yafa Kapısı üzerinde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yazdırılmış bir kitabe mevcuttur. Bu kitabede, Allah’ın bir olduğu ve Hz.İbrahim’in onun peygamberi olduğu yazılıdır. Bu yaklaşım, politik söylem olarak Hz.İsa ile özdeşleşmiş Hıristiyanlık, Hz.Davud ile özdeşleşmiş Yahudilik ve Hz.Muhammed ile özdeşleşmiş İslam dünyasında, ortak kümeye dikkat çeken, farklılıkları değil; ortaklıkları öne çıkararak barışı tesis etmeye yönelik muhteşem bir zeka örneğidir. Bugün bile bu yaklaşımdan çıkartılacak çok dersler var!
Neyse…Kudüs işte böyle bir yer. Her köşesinde insanlık tarihine dair detayların gizlendiği, ilahi aşk ve günahkar nefretin bir arada yaşayageldiği eşsiz bir kent. Zahiri olarak karmaşanın, batıni olarak huzurun kenti. Kudüs, ne Müslümanlara, ne Hıristiyanlara, ne de Yahudilere kalmayacak kadar büyük değerleri barındıran bir dünya kenti…
Biz yazımızın konusu olan Haseki Sultan İmarethanesine dönelim…
Haseki Sultan İmarethanesinde kaynayan kazanlar, pişen çorbaların öyle bereketli olduğuna inanılırmış ki, şehrin zenginleri bereketine inandıkları bu çorbadan bir tas kapabilmek için, emirlerinde çalışan hizmetlileri imarethanenin önündeki gizlice kuyruğa sokar, haftada bir tas çorba içtiklerinde işlerinin düzgün gideceklerine inanırlarmış. Hani bir önceki “Memenullah: 1000 yıllık Müslüman mezarlığı” konulu yazımda bahsetmiştim ya, eğer gerçekten her üç dini de 400 yıl boyunca eşit mesafede kucaklamış bir mekan aranıyorsa ve Kudüs’te bir Hoşgörü Müzesi açılacaksa, Haseki Sultan İmarethanesi tarihiyle bu mekana en kuvvetli adaydır.
Eğer yolunuz bir gün buraya düşer de İmarethane’nin nasıl eriyip gittiğini görürseniz, üzüntünüzü o noktada tüketmeyin. Daha üzülecek çok detay gizli Kudüs’te.
